İşadamı Hulusi AKKOYUN’ ÇARPICI AÇIKLAMALAR

isadami-hulusi-akkoyun-carpici-aciklamalar

İşadamı Hulusi AKKOYUN’’TARAFTAR OLMADAN FUTBOL KONUŞULMAZ,KONUŞULMAYAN BİR FUTBOL ÜZERİNE DE YAZI YAZILMAZ.’’
03 Aralık 2014 Çarşamba 11:24

 Ülkemizde futbolun ne olduğunu bilmeyen yakından uzaktan ilgisi olmayan insanlar var. Ve maalesef bunların çoğu eline almış bir kalem sağa sola kaydıra kaydıra yazıyor. Eleştiriyi bilmeyen kişiler sürekli taraftarlara yükleniyor ve onları yanlış bir kaosun içine sokuyor.Unuttukları durum ise;taraftar olmadan futbol konuşulmaz.Konuşulmayan bir futbol üzerine de yazı yazılmaz.

Önce bir Türk futbolunun ne olduğunu, futbol tarihçesini bil sonra da otur maçları ve yapılan yorumları izle hatta gidebiliyorsan bir iki maça git de sonra o kalemi al eline. Ama dedikodu kazanı gibi kalemi ile ortalığı karıştırarak gündem yaratmak isteyen arkadaşlarımız bu zahmete giremiyorlar. Öncelikle onlara futbol ile ilgili bir iki cümle etmek isterim.

Ülkemizde futbolun ilk olarak 19. yüzyılın son çeyreğinde oynanmaya başladığı bilinmektedir. İlk futbol kulübü ise yine İzmir'de İngilizler tarafından kurulmuştur. Daha sonra ise İstanbul'a bulaşan bu güzel salgın, Kadıköy ve Moda çayırlarını etkisine almasıyla beraber neredeyse tüm kentin ilgisini çekmeyi başarmıştır.

1897 yılında İzmir'den gelen karmanın İstanbul karmasıyla karşılaşması, Türk topraklarındaki ilk futbol maçı olarak tarihe not düşülmüştür.

Genelde İstanbul'da yaşayan İngilizlerin başı çektiği, ayrıca Rumların da katılımıyla genişleyen futbol sevgisi, arka arkaya futbol kulüplerinin kurulması sonucunu doğurmuştur.



İngilizlerin ve Rumların ortaklaşa kurduğu Kadıköy Futbol Kulübü bu anlamda İstanbul'un ilk kulübüdür. Türk gençlerinin de bu yeni kurulan takımlara olan ilgisi, zamanla 'Biz niye bir futbol takımı kurmuyoruz'' fikrine dönüşünce ilk resmi futbol takımımız da ortaya çıkmıştır. 1905'te Mekteb-i Sultani'nin 10. sınıf öğrencileri, arkadaşları Ali Sami Yen'in önderliğinde Galatasaray'ı kurmuştur. Galatasaray, 1905-1906 sezonunda İstanbul Ligi'ne katılmış, 1907-1908'de ise kazandığı ilk şampiyonlukla Türk futbol tarihi için bambaşka bir başlangıcı müjdelemiştir. Ardından Fenerbahçe ve Beşiktaş onları takip edince Türk futbolu yeni bir boyuta doğru ilerlemeye başlamıştır.

Aslında fazlasıyla bunun üzerine konuşabilirim ama gerek yoktur. Bu bilgilerde onların ufkunu açmaya yeter.

Peki ya şimdi Türk futbolu nereye gitmekte?

Maalesef Türk futbolunu günlük çözümlerle bir yerlere getirmeye çalışıyorlar. Taraftarlar, oyuncular ve hakemler arasında ise inanılmaz bir gerginlik ve çirkinlik var.

Sağduyulu olmayan insanlar yüzünden sezona her takım maalesef kötü başladı.

Sırf bu yüzden futbolu hep birlikte öldürüyoruz. Futbolcular çok ağır küfürlere, hakaretler maruz kalıyor. Gerçi onlarında zaman zaman yanlış davranışları oluyor ama bunlarda düzeltilmeyecek davranışlar değildir.

Unutmayalım ki; saygının olmadığı yerde sevgi ve samimi bir ilişki olmaz. Futbolumuz için bir bahar iklimi yok kara iklimi var. Bu kara iklimi bahara çevirmek zorundayız. Sağduyulu seyirci bulamıyoruz böyle giderse bulamayacağız da. Dünyanın her yerinde yöneticilerin asli görevi sahayı doldurmaktır. Seyircisiz bir yerde futboldan bahsetmek mümkün değildir.

Artık iyiler mücadele etmeli. İyilerle konuşacağımız konular çok farklı olmalı. Kulüplerin tesisleşmesi nasıl olmalı v.s bunları konuşmamız gerekirken o ona bunu dedi, bu ona şunu dedi, küfürleri konuşuyoruz. Dediğim gibi elbirliği ile futbolu öldürüyoruz.

Eskiden hep beraber maçları seyredebiliyorduk ve küfür olmuyordu, bunu yeniden becerebiliriz.

Futbolculara olan davranışlara dikkat edelim. Lütfen rica ediyorum. Belirli bir süredir kaos içerisindeyiz. El ele vermezsek bu için içinden çıkamayız. Artık ciddi bir duruş sergilemeliyiz.

Bu kadar agresif olmamızın, küfür etmemizin kimseye bir faydası yok. Herkesten rica ediyorum yeni başladık sezona.

Artık bir yol almak zorundayız. Futbolu konuşmaya her zaman hazırım ama bu tarz çirkinliklerin içinde yer alıp daha önemli kavramlar üzerine kafa yormak yerine bunlarla uğraşamam. Bu noktada hem spor yazarlarından hem oyuncularımızdan hem teknik direktörler ve hakemlerden hem de yöneticilerden kin ve nefreti bırakmalarını, sağduyulu olmalarını ve daha önemli konular üzerinde durmayı öneriyorum. Artık futbolun içine sızmaya çalışan bu tarz söylemlerin ve çirkinliklerin önünü kesmeliyiz.

Futbolcular ile taraftarlar arasındaki gerginliğin son bulması için burada oyuncularımıza çok fazla iş düşmektedir.Bu yalnızca bizim Malatya’daki oyuncularımız için geçerli olan bir şey değildir.Şuan milli takımda yer alan oyuncularda aynı sıkıntı ile karşı karşıya kalmıştır.Hatta en son yaşanılan gerginlik kaleci volkanın başına gelmiştir.Kendini bilmez,hadsiz birkaç taraftarın kendi şahsına çok ağır küfretmesi sonucu sahadan çıkmak durumunda kalmıştır.Aslında bir oyuncu olarak en doğru şeyi yapmıştır.Çünkü sinirlerine hakim olamayacağını anladığı an ortamın daha fazla gerilmemesi adına sessiz kalmayı tercih etmiş ve olumsuz bir durum yaşanmaması adına sahadan ayrılmıştır.Bu örnek davranıştan ötürü kendisini kutluyorum.Çünkü ağır küfürlerin karşısında kendini tutabilmek çok zordur.Diğer oyuncularımızın da seyircilerin gazına gelmemelerini ve aynı örnek davranışı kendilerinin de göstermesini beklerim.Çünkü seyircileri zapd etmek zordur.O nedenle burada sağduyulu olması gereken oyuncularımızdır.Keşke onlarda bu çirkinliğe bir son verseler ama maalesef taraftarlarımıza laf anlatmak çok zordur.

Taraftarlarımız ise büyük bir beklenti içerisindedir. Onların yöneticiler ve oyunculardan beklediği tek şey başarıdır. Taraftarı olduğu takım başarısız olduğunda öfke kontrollerini kaybedip aşırı davranışlar sergilemektedirler. Bunun önüne geçmekte bizim elimizde. Bizler başarı odaklı çalışırsak hem kendimizi hem de taraftarlarımızı memnun etmiş oluruz ve bu tarz çirkinliklerin bir nebze de olsa önünü kesmiş oluruz. Taraftarlar bizler için çok önemlidir. Onların sahaya gelip oyuncularımızı coşturması, manevi destekte bulunmaları tamamiyle bizleri motive eden bir durumdur. Sonuçta en büyük gücümüzü taraftarlardan almaktayız. Bizler onlar için ne kadar önemliysek onlarda bizler için o kadar önemlidir. Çünkü seyirci olmadan futbol olmaz.

Futbolu futbol yapan , ona bir anlam katan en önemli unsur hiç şüphesiz ki "taraftar"dır. Bill Shankly'i; "Futbol bir ölüm-kalım meselesi değildir,ondan çok daha önemlisidir" diyecek kadar ileri götüren de taraftarların futbola verdiği önemdir.

Taraftarların futbola verdiği önem beraberinde "Endüstriyel Futbol" kavramını da getirmiştir. Taraftarlar sayesinde ekonomik anlamda gelişip yatırımlar yapan kulüpler, basit bir futbol kulübünden dev endüstriyel kuruluşlara dönüşmüşlerdir.

Ülkemizden örneklerle konuyu güçlendirecek olursak Fenerbahçe taraftarının ve Galatasaray taraftarının kulüplerine verdiği destek sayesinde kulüpler büyümüş ve halka açılarak dev şirketlere dönüşmüşlerdir. Dolayısıyla büyüyen ekonomileri saha içi başarısını da beraberinde getirmiş ve 2 takım ülkenin en büyük kulüpleri haline gelip her sene şampiyonluğa oynamışlardır. Fakat bu takımların bir zıttı olarak da taraftar desteği göremeyen Anadolu kulüpleri ise ekonomik sıkıntılar çekip; oyuncu paralarını ödeyememe, stadyum ve tesis giderlerini karşılayamama gibi sorunlarla karşılaşmışlardır.

Taraftar faktörü futbol için oldukça önemlidir. Taraftarın futbol için, takımlar için ne kadar önemli olduğunu daha nokta örneklerle güçlendirelim;

İlk örneğimiz Fenerbahçe'den. Kulübün yaşadığı ekonomik sıkıntıdan dolayı örgütlenen taraftar ''1 günde 1 milyon tl lik alışveriş'' sloganıyla yola çıkmış ve hedeflerini gerçekleştirerek Feneriumlara 1 günde 1 milyon tl lik bir ciro kazandırmışlardır.

Yurtdışından örnek verecek olursak aklımıza ilk gelen olaylardan bir tanesine imza atan Liverpool taraftarı oldu. Anfield Road'dan başka bir yerde olmak istemeyen taraftarlar stadyum değişikliğine gitmek isteyen yönetimlerine karşı dev bir organizasyona giriştiler. Aralarında para toplayarak kulübü satın almak isteyen taraftarlar başarılı olamadı. Fakat böyle bir organizasyona kalkışmış olmaları da yeterince büyük bir olay değil mi?

Taraftarlara her ne kadar sağduyulu olmalarını söylesekte onları da belli bir noktadan sonra eleştirmek yersiz olur.Çünkü takımlar onlar sayesinde var,onların desteği ile ayaktalar.

Onlar takımlarına inanılmaz bir aşkla bağlıdırlar. Sırf bu yüzden taraftarı olduğu takımları yalnız bırakmamak adına şehir dışındaki maçlarına bile bir şekilde bütçe ayırıp büyük bir heyecanla gitmeye çalışmaktadırlar. Böyle bir sevgi ender rastlanan bir durumdur. Bu noktada beklentilerinin yüksek olması tartışılacak bir durum değildir. Taraftarların daha sağduyulu olmasını sağlayacak bir diğer önemli etken ise taraftarlar derneği ve tirübün liderleridir. Onları sakinleştirecek ve bu olumsuzlukların yaşanmasını önleyecek kişiler onlardır. Burada onların omuzlarına büyük iş binmektedir. Onca taraftarı idare etmek kolay değildir. Bunun bir yolunu bulmalarını ve onların sevgisinin saygısızlığa dönüşmesini engellemeleri gerekmektedir. Aslında hepimiz aynı şeyi istiyoruz. Sadece başarı! Taraftarlarımız teknik direktörü ya da yönetimi eleştirebilir ama oyuncularımıza ağır eleştiriler sergileyemezler. En azından maç esnasında. Çünkü maç sırasında yapılan hakaretler oyuncularımızı demorolize etmekte ve bu durum performanslarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bazen istenilen performans sergilenemeyebilir. Böyle bir durum taraftarımızı üzdüğü için onların aşırı tepkili olmasına yol açıyor. Ancak birlik ve beraberliğimizin korunması ve başarılı olmak adına daha sakin olmak zorundalar.

Umarım bundan sonra bu tarz çirkin durumlarla karşılaşmayız diyorum ve herkesten daha sağduylu olmasını temenni ediyorum.

Son günlerde konuşulan bir diğer konu ise; devşirme oyuncu! İşte ben buna karşıyım. Türk oyuncuların gelişimi üzerinde çalışmanın ve kendi futbolcularımızı yetiştirmekten yanayım ki sırf bunun için uğraş veriyorum. Altyapıdan oyuncu yetiştirmeyi, bu konuda kafa yormayı faydalı buluyorum.

Hatta bunun için bir okul projem var. Çünkü futbol eğitimini küçük yaşta vermek gerektiğine inananlardanım. Bu konuda devlet politikası olmalı ve ona göre de adımlar atılmalı. Çünkü oyuncu yetiştiremiyoruz. Oyuncu yetiştirdikten sonra içlerinden en kalitelileri de çıkacaktır. Devşirme oyuncudan çok 'Türk futbolcusunu nasıl Avrupa liglerinde oynatırız' düşüncesinde olmalıyız. Dolayısıyla Türk futbolu günlük çözümlerle bir yere gelmez. İşte o nedenle bu cümleyi sarf ediyorum.

Türk futbolcusunu ileriye götürecek çözümlerin üzerinde durulması gerektiğine inanıyorum ki ileriye gidemediğimiz için hem bizim içimizde hem de diğer takımların içinde bu tarz çirkinliklerin yaşanmasına fırsat veren oyuncularımız var. Bunların yaşanmaması adına onlara gerekli uyarılarda bulunmalıyız.
Ama her şeye rağmen ben kendi oyuncularımın performanslarından memnunum ve daha da büyük bir ciddiyetle çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Ülkemizde futbol kalitesine bakılırsa, eskiden bireysel yetenekler vardı yani bundan yaklaşık yirmi beş yıl öncesi; ama teknik direktörler futbol oyununu mekanik hale getirdiler ve herkes saha içerisinde kendi görevini yapıyor. Ortada bir makine var futbolcular ise parçaları; bir kişi görevini aksattığında gol yeniyor. Ülkemizde Derwal ekolünden sonra bu futbol anlayışı hakim oldu. Sistemler değişti, şimdi takım oyunu var, önceden futbol daha bireyseldi.

Alt yapı sistemi içerisinde ilk amaç ve hedef kulüp yapısı içersinde insan yetiştirmek olmalıdır. Bununla birlikte sistem içine giren insanları bilimin ışığında futbol dalında çağdaş bir düzeyde şekillendirerek geleceğin başarılı ve istikrarlı takımını yaratmak, temel amaç ve hedefi kapsamında ilk uygulanması gerekenlerden bir tanesi olmalıdır.

Alt yapı koordinasyonunu iyi kurmalı, antrenörleri uzun yıllar çalışmalılar. Antrenörler, kulüp yapısı içerisinde alt yapı sisteminde kategorileri ile yükselmeli ve en az dört beş yıllık sözleşme yapmalıdır.

Kulüpler alt yapıda eğitici formasyona sahip, insan sevgisiyle dolu kişilikli, dürüst, iş ahlakına sahip, çağdaş gelişmelere ayak uydurabilen, konusunda uzman ve bunları takip edebilen insan ilişkilerinde iletişimi çok iyi yeniliklere açık takım ruhunu seven ve bilen, öz güveni yerinde, eğitim ve kültür durumu yüksek liderlik özellikleri taşıyan bir antrenör kadrosu oluşturmalıdır.

Alt yapısı sağlam olan bir kulübün en büyük avantajlarından birisi yetiştirmiş olduğu futbolcular satılıp kulübe gelir kazandırılabilir ve elde edilen gelirler ile alt yapıya daha çok önem verilebilir. Örneğin; her sene alt yapıda beş futbolcu yetiştirilebilse, bunların ikisi tutulup üçü satılsa kulüp çok rahat kendini döndürür.

Futbolda alt yapının önemini kabul etmeyen yoktur. Alt yapı kadrolarınız ne kadar iyi ise geleceğiniz ve başarılarınızda o kadar yüksek ve parlak olacaktır. Umarım bizde elimizden gelenin fazlasını yaparak hedeflediğimiz noktaya kısa sürede geliriz.

SERHAT TAŞ / MAGAZİN BULVARI


Haber okunma sayısı: 1887

PLAY CAST


Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÇOK OKUNANLAR

Listelenecek kayıt bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

ANKET

Fenerbahçe - Bursaspor maçı ne olur ?

Fenerbahçe - Bursaspor maçı ne olur ?

Ankete Katıl Sonuçlar